Degaje: Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İncelenmesi
Toplumda bireylerin birbirleriyle olan ilişkileri, her geçen gün daha fazla sorgulanan bir hal alıyor. Herkesin bir arada yaşadığı, hareket ettiği ve toplumsal normların şekillendirdiği bu alan, zaman zaman çoğulculuğun ve çeşitliliğin baskısıyla çatışmalar yaşanabiliyor. Ancak bu çatışmalar, bazen birer fırsat haline de gelebilir. İşte bu bağlamda, “degaje” kavramı, gündelik yaşamda karşılaştığımız ve özellikle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle bağlantılı olan önemli bir soruyu gündeme getiriyor.
Degaje nedir? Temel olarak, bir insanın ya da grubun, sosyal ve kültürel bağlamda, kabul edilen normlara uymayan bir biçimde, genellikle gözle görülmeyen bir şekilde dışlanması ve toplumsal sistemin dışına itilmesidir. Ancak bu dışlanma, yalnızca fiziksel bir mesafe değil, duygusal, psikolojik ve toplumsal bir mesafeyi de ifade eder. Degaje, çoğunlukla sosyal olarak “yok sayılma” ya da “görünmez olma” anlamına gelir.
Degajenin Toplumsal Cinsiyetle İlişkisi
Toplumun en temel yapı taşlarından biri olan toplumsal cinsiyet, bireylerin yaşamını şekillendirirken, toplumun ona yüklediği roller ve beklentiler de belirleyici oluyor. Kadın ve erkek arasındaki toplumsal rollerin, kimliklerin ve görünürlüklerin tarihsel olarak şekillenen yapısı, kadınların ve LGBTQ+ bireylerin toplumsal alanlardaki dışlanmışlıklarının temellerini atmıştır.
Bir kadın, İstanbul’un yoğun caddelerinde, bir kafede veya toplu taşıma aracında yalnız başına oturduğunda, bu ona bazen normal bir insan gibi davranılmasına engel olur. Erkeklerin bulunduğu bir mekânda ya da bir grup içinde, kadınların genellikle daha geri planda durmaları, “yerini bilmesi gereken” biri olarak görülmeleri, degajeyi çok net bir biçimde ortaya koyar. Kadınların toplumsal hayatta daha fazla görünmez hâle getirilmesi, dolaylı yoldan dışlanmalarına, kendilerini ifade edebilecekleri alanlardan uzaklaştırılmalarına yol açar.
Benim yaşadığım bir örneği hatırlıyorum. Toplu taşıma aracında, yanında oturduğum erkek yolcunun sürekli olarak bana yerini göstermek istemesi, bana olan tavırları ve hissettirdiği rahatsızlık, o an bir şekilde “kadın” olmamın getirdiği toplumsal yükün baskısıyla beni bir nevi degaje hale getirmişti. Herhangi bir durumda yerini bana vermek istemesi, adeta bir toplumun kabul ettiği normun parçasıydı. Ancak bu, bana bir yerin verilmesinden çok, “toplumsal cinsiyet rolüne” ilişkin bir görev ve yükümlülük gibi hissedilmesine yol açıyordu. Bu durum, farkında olmadan beni sosyal olarak dışlamaya, kısıtlamaya yönelik bir yaklaşım olabilir.
Degaje ve Çeşitlilik
Çeşitlilik, toplumsal yapılar içinde her bireyin farklılıklarını kabul etme ve bu farklılıkları görmezden gelmeme pratiğidir. Ancak, çeşitliliği kabul etmek sadece bireysel olarak yapılan bir seçim değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Ancak ne yazık ki, toplumda çeşitliliğe dair anlayış çoğu zaman eksik kalıyor. İster fiziksel engelli, ister etnik olarak farklı bir kökene sahip ya da farklı bir cinsel yönelime sahip birey olsun, bu çeşitliliğin tanınması ve kabul edilmesi gereken bir kavram olduğunu söylemek her zaman kolay olmuyor.
Toplumda farklılıklara yer verilmeyen, homojenleşmeye eğilimli bir yapı, degaje fenomenini de körükler. Yani, farklılıklar bir tehdit olarak görülüp, toplumsal yapılar içinde dışlanmışlık ya da görünmezlik durumu yaşanır. Sadece cinsiyet değil, etnik kökenler de buna dahil. Özellikle Türkiye’de Kürt, Arap, Laz gibi etnik kimliklere sahip bireyler, bazen görünür olmaktan çok, çoğunluğun beklentilerine uymayan kimlikleriyle sistemin dışına itilebilir. Örneğin, İstanbul’un sokaklarında, halk arasında oldukça yaygın bir şekilde “tanınmama” durumu, insanlar arasında sınıflar ya da kökenler üzerinden oluşturulan normların etkisiyle daha da belirginleşebilir.
Bir gün iş çıkışı, vapurla karşı kıyıya geçerken, tanımadığım bir grup insanın konuşmalarını duyduğumda, her biri kendisini bir şekilde dışlanmış hissettiğini belirtiyordu. Konu, Arap kökenli bir kişinin çalıştığı bir restoranda, kendisine yönelik sürekli hor görücü bir tavır sergilenmesiydi. Toplumun belirli kesimlerinden gelen bu dışlama, yine degaje biçiminde görülüyordu. Kimliklerin bu kadar net bir şekilde dışlanması, farklı grupların kendilerini toplumsal sistemin dışında hissetmelerine yol açar.
Sosyal Adalet ve Degaje
Sosyal adalet, her bireyin eşit haklara, fırsatlara ve kaynaklara sahip olması gerektiği bir anlayışı savunur. Ancak gerçek dünyada sosyal adaletin sağlanması çoğu zaman güçlükle gerçekleşiyor. İstanbul gibi büyük bir şehirde, sosyal adaletin eksikliği, bireylerin her an yaşadığı birçok sorunla kendini gösteriyor.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak, insan hakları ve eşitlik üzerine yaptığım çalışmalar, beni birçok insanın degaje durumunu deneyimlediğini gösterdi. Bir gün genç bir kadınla sohbet ediyordum; “İş yerinde sürekli dışlanıyorum. Herkes erkeklerle arkadaş, benimle kimse konuşmuyor, sanki görünmüyorum” demişti. Kadınların iş dünyasında yaşadığı görünürlük eksikliği ve toplumsal cinsiyet rolü üzerinden yapılan dışlamalar, o an bir degaje durumunu yaratıyordu. O kadın, işyerindeki erkeklerin belirlediği normlara uymadığı için dışlanmış hissediyordu.
Bunun yanı sıra, eşitliğin sağlanabilmesi için sosyal adaletin de her alanda ve her düzeyde uygulanması gerektiği unutulmamalıdır. Toplumun farklı gruplarının sorunlarını çözmeye yönelik bir yaklaşım benimsemek, degajeyi bertaraf etmek için en önemli adımdır. Bu bağlamda, toplumsal yapıyı değiştirecek politikalar ve farkındalık çalışmalarına ihtiyaç vardır. Eğitim, medya ve iş hayatı gibi birçok alanda cinsiyet eşitliği, etnik çeşitlilik ve sosyal adaletin temel prensipler olarak kabul edilmesi gereklidir.
Sonuç: Degajenın Kırılması
Degaje, sadece bir kavram ya da dışlanmışlık hali değil; toplumda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin eksik olduğu her alanda yaşanan somut bir durumdur. Bu durumun üstesinden gelmek için toplumsal eşitlik ve haklar alanında daha fazla mücadele edilmesi gerektiği açıktır. İnsanların kendilerini ifade edebileceği alanlar yaratılmalı, toplumsal yapıdaki normlar sorgulanmalı ve tüm bireylerin eşit haklara sahip olduğu bir toplum yaratılmalıdır. Her bireyin varlık gösterebileceği, ötekileştirilmeyeceği ve degajeye itilmeden, adaletle yaşayabileceği bir toplum için birlikte hareket etmemiz gerekir.