Flamenko Müziği Nedir? Ekonomik Perspektiften Bir İnceleme Kaynaklar sınırlıdır, ancak insanın arzuları ve tercihlerinin sonu yoktur. Bir ekonomist olarak, seçimlerin ve fırsat maliyetlerinin dünyasında her kararın bir bedeli vardır. İnsanlar, kısıtlı kaynaklarla en iyi şekilde nasıl faydalanacaklarını seçerken, kültürel ve sanatsal üretimler de bu dinamiklere dahil olur. Müzik, sanat ve kültür, ekonomiyle yalnızca dolaylı yollarla değil, doğrudan etkileşim halindedir. Flamenko müziği gibi kültürel zenginlikler, bir toplumun ekonomik yapısına, bireysel tercihlere ve toplumsal refaha nasıl şekil verir? Bu yazıda, flamenko müziğini piyasa dinamikleri, bireysel kararlar ve toplumsal refah çerçevesinde inceleyeceğiz. Flamenko Müziği: Kültür ve Ekonomi Arasındaki Bağlantı Flamenko müziği, kökenlerini Endülüs…
14 YorumEtiket: bir
Sarsılmış Bebek Sendromu: Geçmişten Günümüze Şiddetin Sessiz Tanığı Bir tarihçi olarak, geçmişin izlerini sürerken hep aynı soruya takılırım: İnsan, hatalarını ne zaman fark eder? Yüzyıllar boyunca savaşlar, kıtlıklar ve toplumsal krizler yaşadık; ancak en büyük kırılma noktalarımız, çoğu zaman evimizin duvarları arasında gizli kaldı. Sarsılmış bebek sendromu (SBS), bu sessiz travmalardan biridir. Ne bir savaş ilanı vardır, ne de bir tarihi belge… Yalnızca sarsılan bir beden, susturulan bir ağlayış ve farkına geç varılan bir acı. Sarsılmış Bebek Sendromu Nedir? Sarsılmış bebek sendromu, genellikle 2 yaşın altındaki bebeklerde görülen, şiddetli sarsma sonucu beyin dokusunun zarar gördüğü bir travma türüdür. Beyin kafatası…
10 YorumBor Şeker Fabrikasının Sahibi Kim? Küresel ve Yerel Perspektiflerden Tatlı Bir Analiz Bazı konular vardır ki, sadece bir isim ya da bir mülkiyet bilgisinden çok daha fazlasını anlatır. “Bor Şeker Fabrikasının sahibi kim?” sorusu da onlardan biri. İlk bakışta basit bir yanıtı varmış gibi görünebilir; ancak derinlere indikçe, küresel gıda politikalarından yerel kalkınma stratejilerine, kültürel değerlerden ekonomik dengelere kadar uzanan bir yolculuğa çıkarsınız. Ben de bu yazıda, farklı açılardan bakmayı seven biri olarak sizi bu yolculuğa davet ediyorum. Geçmişten Bugüne: Cumhuriyetin Şeker Serüveni Türkiye’nin şeker üretimi serüveni, Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlayan sanayileşme politikalarının bir parçası olarak şekillendi. 20. yüzyılın ortalarından…
20 YorumKaç Tavuğa Bir Horoz Lazım? Felsefi Bir Yaklaşım Filozof Bakışıyla Başlamak Felsefe, hayatın en basit sorularına bile derinlemesine bakma yeteneğine sahip bir düşünme biçimidir. “Kaç tavuğa bir horoz lazım?” sorusu, ilk bakışta yalnızca biyolojik bir ilişkiyi ifade ediyor gibi görünebilir. Ancak, bu basit soru, etik, epistemoloji ve ontoloji gibi felsefi kavramlarla ele alındığında çok daha derin bir anlam kazanır. Bugün, bu soruyu felsefi bir perspektifle tartışırken, bireylerin toplumla, bilgiyle ve varlıkla olan ilişkilerini sorgulayacağız. Ontolojik Perspektif: Varlık ve İlişkiler Ontoloji, varlık bilimidir; yani var olan şeylerin doğasını ve bu varlıkların birbirleriyle olan ilişkilerini inceler. “Kaç tavuğa bir horoz lazım?” sorusuyla…
22 Yorumİçselleştirme ve Dışsallaştırma: Bir Hikâyenin İçinde Saklı Gerçek Bazı kavramlar vardır ki, onları anlamak için akademik tanımlara değil, kalbin derinliklerinden gelen bir hikâyeye ihtiyaç duyarız. “İçselleştirme” ve “dışsallaştırma” da tam olarak öyledir. Psikolojinin soğuk terimleri gibi görünürler belki ama aslında her birimizin hayatında defalarca karşımıza çıkan, bizi şekillendiren, ilişkilerimizi dönüştüren iki güçlü davranış biçimidir. Bugün sana, bu iki kavramı bir ders kitabından değil, bir hikâyenin kalbinden anlatmak istiyorum. Bir sabah iki yabancının yolu kesişti Yağmurlu bir sonbahar sabahıydı. Şehir, gri bulutların altında sessiz ve yorgun görünüyordu. Tam o sırada iki insanın yolu, bir kafede kesişti: Deniz ve Mert. Deniz, duygularını…
8 YorumAntihelmintik İlaçlar Ne İşe Yarar? Varlığın Parazitlerinden Arınma Üzerine Felsefi Bir Deneme Giriş: Bir Filozofun Merceğinden Arınma Kavramı Bir filozof için temizlik yalnızca fiziksel bir eylem değil, varoluşun kendini arındırma çabasıdır. “Antihelmintik ilaçlar ne işe yarar?” sorusu, tıbbi bir açıklamayı aşarak, insanın iç dünyasındaki fazlalıkları, çürümeleri, bağımlılıkları ve körleşmeleri de düşündürür. Bu ilaçlar tıpta helmint adı verilen parazitik solucanlara karşı kullanılır; ancak felsefi açıdan bakıldığında, insanın ruhunda yer eden parazit düşünceler, sahte inançlar ve etik zaaflar için de bir tür metafor oluştururlar. Bir beden nasıl ki toksinlerden arınmadan sağlıklı olamazsa, bir düşünce de sorgulanmadan temizlenemez. Bu yazı, antihelmintiklerin biyolojik işlevinden…
10 YorumAdaletin Sessiz Tanığı: Kanunun Özelliklerini Anlatan Bir Hikâye Bazen bir hikâye anlatmak, en karmaşık konuları bile yüreğe dokunan bir dille anlamamızı sağlar. Bugün sana sıradan bir bilgi yazısı değil, adaletin kalbine doğru bir yolculuk sunmak istiyorum. Bu yolculukta iki kahramanımız var: çözüm odaklı düşünen stratejist Arda ve empatik yaklaşımıyla insanlara dokunan Elif. Onların hikâyesi, “kanunun özellikleri” denilen o soyut kavramı hayatın içinden bir gerçeklik hâline getirecek. Bir Şehir, Bir Dava, İki Farklı Bakış Açısı Küçük bir şehirde yıllardır dost olan Arda ve Elif, bir gün hayatlarını değiştirecek bir davada karşı karşıya geldiler. Arda, sert çizgileri olan, mantıkla hareket eden bir…
12 YorumKalbin Diline Yazılan Gerçek: “Yazdım Kalbime” Kim Söylüyor? Bir filozofun bakışıyla başlamak gerekirse, insanın “kalbine yazdığı” her şey, onun varlık anlayışını, bilgiye yaklaşımını ve ahlaki yönelimini yansıtır. “Yazdım Kalbime” ifadesi, yalnızca bir şarkı adı değil; aynı zamanda bir ontolojik iddiadır. Çünkü kalp, yalnızca bir duygusal merkez değil, insanın “kendilik bilinci”nin yeridir. Bu yazıda, “Yazdım Kalbime” şarkısının kim tarafından söylendiği sorusunu, yüzeysel bir meraktan öte, etik, epistemolojik ve ontolojik bir sorgulama olarak ele alacağız. Gerçek Ses: Bilginin Kaynağı ve Epistemolojik Bir Arayış “Yazdım Kalbime” şarkısını seslendiren sanatçı, Gökhan Türkmen’dir. Ancak bu bilgi, felsefi düzlemde yalnızca bir “veri”dir. Epistemolojiye göre, bilmek, yalnızca…
14 YorumKan Davası Romanı Ne Anlatıyor? Küresel ve Yerel Perspektiflerden Bir Hikâye Bazı hikâyeler vardır ki yalnızca bir ülkenin ya da toplumun değil, insanlığın ortak hafızasına dokunur. Kan Davası da işte böyle bir eser. Bir yandan Anadolu’nun köylerinde yankılanan yüzyıllık bir geleneği anlatırken, diğer yandan dünyanın dört bir yanında insanın adalet, intikam ve barış arayışıyla verdiği mücadelenin sesi olur. Bugün seni bu romanın hem yerel hem de küresel izlerini keşfetmeye davet ediyorum. Yerel Bir Hikâyeden Evrensel Bir Temaya Kan Davası romanı, ilk bakışta bir aile meselesi gibi görünse de aslında çok daha derin anlamlar taşır. Eser, bir cinayetle başlayan ve nesiller…
14 YorumBilginin Bekçileri: Sınavlarda Görev Alan Öğretmenlerin Ücreti Üzerine Felsefi Bir Düşünce Bir filozofun gözünden bakıldığında, “ne kadar alıyorlar?” sorusu sadece ekonomik bir merak değil, aynı zamanda insan emeğinin, bilginin ve adaletin ölçüsüne dair derin bir sorgulamadır. Öğretmen, yalnızca bilgiyi aktaran değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın taşıyıcısı ve ahlaki düzenin kurucusudur. Peki, bu kadar kutsal bir misyonun karşılığı para cinsinden nasıl ölçülür? Bu soru, bizi doğrudan etik, epistemoloji ve ontoloji üçgeninin içine çeker. Etik Perspektif: Adaletin Ölçüsü Parayla mı? Etik açıdan meseleye yaklaştığımızda, ücret meselesi bir “adalet” sorunu haline gelir. Sınavlarda gözetmenlik, salon başkanlığı ya da bina sorumluluğu gibi görevler, sistemin…
10 Yorum