Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım?
Kayseri’de geceleri gökyüzüne bakmak eskisi kadar kolay değil. Bunu ilk fark ettiğimde 25 yaşındaydım. Aslında fark etmek de öyle ani bir şey olmadı; sanki yıllar içinde yavaş yavaş gözümün önünden çekilen bir perde gibi oldu. Çocukken terasa çıktığımda yıldızlar sanki elimi uzatsam dokunacak kadar yakındaydı. Şimdi aynı terasa çıkıyorum, ama gökyüzü sanki bir şehir tabelasının arkasına saklanmış gibi solgun.
O gece defterime şunu yazmışım: “Gökyüzü mü değişti, yoksa ben mi körleştim?”
İşte o cümleden sonra aklımı kemiren soru başladı: Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım?
O gece: Kayseri’nin susmayan ışıkları
Bir kış gecesiydi. Kayseri’nin soğuğu insanın yüzüne tokat gibi çarpan türden. Üşüyerek balkona çıktım. Şehir hiç uyumuyordu. Sokak lambaları, apartmanların beyaz ışıkları, karşıdaki alışveriş merkezinin devasa tabelası… Hepsi gökyüzünü aşağı çekmiş gibiydi.
Bir süre öylece durdum. İçimde garip bir hayal kırıklığı vardı. Sanki bir şey elimden alınmıştı ama ne olduğunu tam tarif edemiyordum.
Telefonumu açtım ve notlara tek bir cümle yazdım:
“Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım?”
O an bunu gerçekten bilmiyordum. Ama bilmek istiyordum. Hatta biraz da çaresiz hissediyordum.
Çocukluk gökyüzü ve kaybolan yıldızlar
Çocukken dedemle köyde geçirdiğim yaz akşamlarını hatırlıyorum. Elektrik kesildiğinde herkes dışarı çıkardı. O karanlık aslında bir eksiklik değil, bir sahneydi.
Gökyüzü o kadar doluydu ki yıldızlar arasında boşluk yok gibiydi. Samanyolu’nu ilk kez o zaman görmüştüm. O görüntü hâlâ zihnimde canlı durur.
Şimdi aynı gökyüzünü Kayseri’de bulmaya çalışıyorum ama olmuyor. Sanki şehir ışıkları yıldızların sesini kısmış gibi.
O yüzden o gece kendime tekrar sordum:
Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım?
Cevap basit görünmüyordu. Ama içimde bir şey, bunun sadece “ışıkları kapatmak” kadar basit olmadığını söylüyordu.
Şehir ışıklarıyla ilk yüzleşmem
Bir gün işten sonra Erciyes Bulvarı’ndan yürüyerek eve dönüyordum. Kulaklığımda müzik vardı ama zihnim başka yerdeydi. Her vitrin, her sokak lambası, her reklam panosu sanki birbirine yarışıyordu.
O an fark ettim: ışık artık sadece görmek için değil, görünmek için vardı.
Ve bu düşünce içimde küçük bir huzursuzluk yarattı.
Eve gidince defterimi açtım. Şöyle yazmışım:
“Şehirler karanlıktan korkuyor. Ama yıldızlar karanlıkta var.”
Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım? sorusunu araştırırken
Bu soruyu sadece duygusal olarak değil, gerçek anlamda da araştırmaya başladım. Çünkü içimdeki o huzursuzluk artık bilgiye dönüşmek istiyordu.
Okudukça şunu öğrendim: ışık kirliliği aslında gereksiz ve yanlış yönlendirilmiş yapay ışıkların gökyüzünü, doğayı ve insan biyolojisini etkilemesiymiş.
Ama benim için bu tanım kuru bir bilgi değildi. Daha çok kaybolan bir hissin açıklamasıydı.
Gece yürüyüşleri ve farkındalık
Bir süre sonra bilinçli olarak gece yürüyüşleri yapmaya başladım. Işıkları fark etmeye çalışıyordum.
Gereksiz yere yanan bina ışıkları
Boş park alanlarını aydınlatan aşırı güçlü lambalar
Gökyüzüne değil aşağıya bile tam yönelmemiş projektörler
Her biri içimde küçük bir rahatsızlık oluşturuyordu.
Ama aynı zamanda bir şey de hissediyordum: değişim mümkün olabilir.
O yüzden tekrar yazdım:
Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım?
Bu kez sorunun içinde biraz umut vardı.
Kendi hayatımda attığım küçük adımlar
İnsan büyük değişimleri düşününce çoğu zaman geri çekiliyor. Ben de öyleydim. “Ben tek başıma ne değiştirebilirim ki?” düşüncesi aklımın bir köşesinde sürekli duruyordu.
Ama sonra şunu fark ettim: değişim bazen çok küçük başlıyor.
Evde başlayan değişim
İlk olarak evdeki ışık düzenini değiştirdim. Daha sıcak tonlu, daha düşük güçlü ampuller kullandım. Gereksiz ışıkları kapatmaya başladım.
Başta garip geldi. Sanki ev biraz daha sessizleşti. Ama sonra o sessizlik hoşuma gitmeye başladı.
Defterime şunu yazmışım:
“Ev karardıkça içim aydınlanıyor.”
Mahalledeki küçük farkındalık
Sonra apartmandaki birkaç komşuyla konuşmaya başladım. Çoğu ışıkları gece boyunca açık bırakıyordu. İlk başta kimse çok önemsemedi.
Ama bir süre sonra biri bana şunu söyledi: “Haklısın aslında, gece lambaları gereksiz güçlü.”
Bu cümle bana küçük bir zafer gibi geldi.
Çünkü artık sadece ben değil, başka biri de düşünmeye başlamıştı.
Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım? duygusal bir kırılma
Bir gece Erciyes’e doğru bakarken hayatımda küçük ama çok net bir kırılma yaşadım.
Şehir ışıkları aşağıda parlıyordu. Ama dağın üstünde gökyüzü hâlâ karanlıktı. O karanlıkta birkaç yıldız seçebildim.
O an içimde hem bir hüzün hem de garip bir umut vardı.
Hüzünlüydüm çünkü kaybettiklerimizi düşündüm.
Umutluydum çünkü hâlâ tamamen kaybolmamıştı.
O gece defterime uzun uzun yazdım. Ama en çok şu cümle aklımda kaldı:
“Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım? sorusunun cevabı, yukarıya bakmayı yeniden öğrenmek olabilir.”
İnsanlara anlatmak
Bir süre sonra bu konuyu arkadaşlarıma anlatmaya başladım. Çoğu önce ciddiye almadı. “Bu kadar önemli mi?” diyenler oldu.
Ama bir gece birlikte şehir dışına çıktık. Gökyüzü daha karanlıktı.
İlk kez Samanyolu’nu tekrar gördüklerinde sessizlik oldu.
O sessizlik benim için her şeyden daha anlamlıydı.
Çünkü bazen ikna etmek gerekmez. Görmek yeterlidir.
Gelecek düşüncesi ve içimdeki umut
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: bu soru aslında sadece teknik bir soru değildi.
Işık kirliliğinin azalması için ne yapmalıyım?
Bu soru benim için bir yaşam tarzı sorgulamasına dönüştü. Daha az ışık, daha çok gökyüzü… Daha fazla görünürlük değil, daha fazla farkındalık…
Kayseri’nin geceleri hâlâ parlak. Ama ben artık farklı bakıyorum. Her ışığa düşman değilim. Sadece gereksiz olanları ayırt etmeyi öğrendim.
Son his
Bazen gece balkona çıkıyorum. Şehir hâlâ ışıl ışıl. Ama artık gökyüzünde küçük boşluklar bulabiliyorum.
Ve o boşluklara baktığımda içimde tek bir duygu beliriyor:
Umut.
Çünkü bazı soruların cevabı hemen bulunmaz. Ama soruyu sormaya devam etmek bile bir başlangıçtır.